Yetim Halil

Köşe Yazıları / Rabia Barış

Yetim Halil

Bir küçük Halil vardı Emirdağ’ında,
Kıymetlisiydi annesinin.
Henüz yedisindeydi Halil,
Altı kardeşin en küçüğüydü.
Hep onu koruyup kollardıannesi, gözünde kalacakmış gibi
Yağmur yağsa şemsiye olurdu üstüne, güneş doğsa bulut.Ayırmazdı yanından, yöresinden Halil’i,
Çarşı pazar her yerde beraberlerdi.
Mutluydular sıcak yuvalarında,
Ta ki annesi amansız bir hastalığa tutulana kadar.
Bir Ramazan günüydü, Kezi gelin pek hasta dediler,
Toplandı konu komşu Kezi gelin yeşil yeşil safra çıkarıyordu,
İyileşmesi için çaba gösterseler de fayda vermedi,
Bulunamadı Kezi gelinin derdine derman.
Birkaç ay dediler dünyada kalan zamanı,
Öyle de oldu, kurtulamadı bu dermansız hastalıktan,
Hakka yürüdü kısa zamanda, arkasında altı çocuk.
Bir tufan koptu ocakta.
Ağıtlar söyledi bacıları arkasından,
Küçük Halil yetim kaldı annesinin ardında.
Bir ablası, dört abisi vardı Halil’in, bir de aksi babası.
Nuh der peygamber demezdi baba, bir kolu yoktu,
Kimileri çolak, kimileri kolsuz derdi ona.
Böyle anılırdı memlekette.
Halil babasından çok korkardı,
Sığınırdı ablasının kanatlarının altına.
Akşam olunca ağabeylerini beklerdi kapı önünde,
Onları görünce mutlu olurdu, anacığının özlemini giderirdi onlarla.
Halil yetim kalmıştı, küçüktü, garipti.
Bir sabah uyandığında ablasıda yoktu yatağında,
Bir gürültü kopmuştu o gün ortalıkta, ne oluyordu?
O da bir ilkbahar sabahısevdiğiyle kaçmıştı.
Baba oğullarını sıra dayağına çekti,
Neden ablanıza sahip olmadınız,
Neden bana haber vermediniz diye.
Anne ebede gitti, abla kocaya.
Evde beş erkek çocuk, en küçüğü Halil.
Gelen iter, geçen teper Halil’i,
Küçük Halil bir kez daha yıkılır.
Anne yok, abla yok, ağabeyler çalışmakta,
Baba zalim mi zalim, gelir bağırır, geçer bağırır,
Komşular yardımcı olmaya çalışır küçük Halil’e,
Kimi yiyecek verir, kimi giyecek,
Halil alışır bu hayata, başka da çaresi yoktur garibin.
Ancak bu çok sürmez tez evlenir babası,
Daha acı bir hayat bekliyordur yetim Halil’i,
Çolak amca köyünden güzel, endamlı bir hatun getirir,
İki oğlu vardır yeni hanımın.
Yeni hayata, yeni anneye alışmaya çalışırlar.
Yeni annenin çocukları kıymetlidir,
Güzel yiyecekler, güzel giyecekler hep onlar içindir.
Onun çocukları akıllıdır, okula giderler,
Güzel olan her şeye onlar layıktır,
Halil ise üvey anneye göre safsalaktır, okumaya da aklı ermez.
Bu arada dokuz on yaşlarına gelmiştir Halil,
Üvey anne her türlü işi Halil’e yaptırır,
Ağabeyleri çıraklıkta çalışmaktadır.
Babası da inşaatlarda tek koluyla duvar örer,
Evde aileden bir Halil vardır,
Yetim Halil tam bir üvey evlattır,
Külkedisinden farksız, eli ekmek yüzü tükürük.
Üvey anne yaptırdığı işler dışında Halil’i gündüzleri eve almaz,
Aç susuz bahçede kendisine verilen işleri yapar yavrucak,
Hayvanlara bakar, ahırı temizler, suları doldurur…
Akşam olunca ağabeyleriyle birlikte girer içeriye,
Baba eve geldiğinde başlar şikâyet, onu yapmadı bunu yapmadı diye.
Yetim Halil yemek yerine dayak yer babasından.
Dayak yiyen Halil gözyaşıyla bir kenara kıvrılır, öylece sabah olur.
Bir gün sonrası yine aynı, devran böyle döner, Halil açtır,
Açlıktan büyüyemez kara kuru, kavruk, çelimsiz bir çocuk olur.
Komşular çok acırlar Halil’in haline, yardım etmek isterler.
Üvey anne kabul etmez böyle bir yardımı,
Birisi eline yiyecek verse yedirtmez,
Yeni doyurdum, burnuna kadar tok der.
Hasbel kader yediğini görse bir güzel döver.
Üvey anne evden uzaklaştığı zamanlar yetim Halil’in bayramı olur,
Zira komşular onu gizlice doyururlar.
O da kaç günde bir düşer yetimin nasibine,
Zavallı Halil günlerce aç susuz zaman geçirir.
Sıcak yemek yemediği günler çoktur,
Ancak dayak yemediği günler yok gibidir.
Bu yüzden büyüyemez yetim Halil, küçücük kalır.
Ona Cüllük koca derler.
Yaşı büyük, cüssesi küçük manasına gelir Cüllük koca.
Ağabeyleri böyle bir hayata dayanamazlar, kısa sürede dağılırlar ocaktan,
Her biri ayrı bir yere kaybolup gider.
Yetim Halil küçük olduğu için gidemez bir yerlere
Tek başına kalır o cehennem gibi evde.
Bin dokuz yüz altmışlı yıllardı o yıllar,
Kördü o zamanlar insanlar, yol iz bilmezdi.
Dünyayı bulunduğu yer kadar sanırdı.
Dağlar, ovalar göründüğü kadar…
Ankara, İstanbul masal gibi gelirdi anlatılınca.
Yetim Halil o günlerin çocuğuydu, babası tam bir zalimdi.
Kaçan kızıyla ölünceye kadar barışmadı, konuşmadı.
Bu âlemden çocuklarına küs olarak göçüp gitti,
Arkasında kırık dökük altı evlat bırakarak,
En garibi Cüllük koca,
Kendisine sahip çıkamayacak halde garip.
Ah Cüllük kocanın annesi ah!
Sahavetti kadın, basiretli kadın.
Nerdesin?
Dilerim küçük Halil’ine ebet âleminde kavuşursun…Rabia Barış

  • Güncelleme: 16.10.2011 20:55
  • Okunma: 1745

Yorumlar (0)Yorum Yap